1. Ana Sayfa
  2. Genel

“Ne Seninle Ne de Sensiz” Hissinin Nedeni: Kirpi İkilemi

“Ne Seninle Ne de Sensiz” Hissinin Nedeni: Kirpi İkilemi
+ - 0

‘‘Ne seninle ne de sensiz…’’ deriz bazen. Karşımızdaki insan hayatımızda kalsa bir derttir, hayatımızdan gitse başka bir dert… Bugünkü yazımızda bahsedeceğimiz ünlü filozof Arthur Schopenhauer’in önemli metaforlarından Kirpi İkilemi, insanların ilişkilerdeki yakınlık derecesi ve kişisel alanların suistimal edilmesini kirpi davranışlarıyla açıklıyor olacak. Kulağa enteresan geliyor, değil mi?

Aile, arkadaşlar ya da sevgili… İnsan ilişkileri kurması ve yönetmesi fazlasıyla zorlayıcı olabilen ilişkiler. Özellikle yoksunluk, huzursuzluk ve nezaketsizlikle pek de sağlam olmayan bir temel üzerine inşa edilen ilişkilerde kurulan haddinden fazla yakınlık, beraberinde çatırdama sesleri getiriyor. Arthur Schopenhauer, Kirpi İkilemi ile bahsettiğimiz bu denklemi kirpiler üzerinden kurarak biz insanların ilişkilerdeki yaklaşma ve uzaklaşma davranışlarını daha iyi görmemizi sağlıyor.

Kirpi metaforu üzerinden insan ilişkileri

Kirpiler, soğuk havalarda vücut ısılarını yükseltmek için birbirine sokuluyor. Bu sokulmanın getirdiği ısı ve konfor, birbirine sokulmuş iki kirpinin aslında birbirine okları nedeniyle zarar verdiğini anlamasını engelliyor. Elbette bu durum uzun sürmüyor, belli bir süre sonra kirpiler; birbirlerinden rahatsızlık duymaya başlıyor. İkilem, bu örnekte; soğuk havayı insanın duyduğu yoksunluğa, birbirine sokulma arzusunu insan ilişkilerinden umulan iyileştirici güce ve kirpilerin rahatsızlığına sebep olan okları ise insanların sınırıaşan, rahatsızlık verici davranışlarına benzetiyor.

Birbirinden oklar nedeniyle uzaklaştıktan sonra bu sefer de soğukla boğuşmak zorunda kalan kirpiler, okların rahatsızlığını soğuğa yenik düşmeye tercih ediyor ve tekrar yakınlaşıyor. Bu yakınlaşmada da aynı problemleri yaşayan kirpiler tekrar uzaklaşıyor ve en sonunda, bir sonraki yakınlaşmayı daha farklı şekilde kurarak bu ikilem ve rahatsızlık duyma halini ortadan kaldırıyor: Kirpiler, mesafeli şekilde birbirine yanaşıyor ve böylece hem soğuğun hem de birbirlerine zarar verme davranışının önüne geçiyor.

Bu metafor ne anlatıyor?

Arthur Schopenhauer, Kirpi İkilemi ile insan ilişkilerindeki sağlıksız durumun resmini çiziyor diyebiliriz. İnsanlar, niyetleri iyi dahi olsa, yalnızlık ve huzursuzluk kaynaklı sarıldıkları diğer insanlara zarar verme eğiliminde oluyor. Bu yönden bakıldığında, insan ilişkilerinin bir noktada hep zararla sonuçlanacağını düşünebiliriz; ancak öyle değil. Tıpkı metafordaki gibi mesafeli bir yakınlık, insan ilişkilerinin kurtarıcısı olabilir.

Bu mesafeli yakınlığı sağlamanın ilk adımı ise tahmin edilebileceği üzere görgü kurallarından, nezaketten ve hoşgörüden geçiyor. Yalnızca iç dünyanızdaki boşluklar ve yaşadığınız olumsuz duygulara kapılıp onların yarattığı gerginlikle bir başkasına sarılırsanız; bunun sonu uzaklaşma ve tekrar başlangıç noktasına dönme ile sonuçlanır. Yakınlığı kurarken mesafenizi korur, kişisel alanlara saygı duyar ve ilişkinizi kibarlıkla işlerseniz iki taraf da kazançlı çıkar ve sağlıklı bir ilişki sağlanır.

Arthur Schopenhauer ve Kirpi İkilemi

Arthur Schopenhauer’in 1851’de yayımlanan ‘‘Parerga ve Paralipomena: Kısa Felsefi Denemeler’’ adlı eserinin 396. bölümünde bahsi geçen Kirpi İkilemi’ni Schopenhauer şu sözlerle ifade ediyor:

“Soğuk bir kış sabahı çok sayıda oklu kirpi, donmamak için birbirine bir hayli yaklaştı. Az sonra, oklarının farkına vardılar ve ayrıldılar. Üşüyünce, birbirlerine tekrar yaklaştılar. Oklar rahatsız edince yine uzaklaştılar. Soğuktan donmakla, batan okların acısı arasında gidip gelerek yaşadıkları ikilemi, aralarındaki uzaklık her iki acıya da tahammül edebilecekleri bir noktaya ulaşıncaya kadar sürdü. İnsanları bir araya getiren, iç dünyalarının boşluk ve tekdüzeliğidir. Ters gelen özellikler ve tahammül edemedikleri hatalar onları birbirinden uzaklaştırır. Sonunda, bir arada var olabilecekleri, nezaket ve görgünün belirlediği ortak noktada buluşurlar.”

Freud da Kirpi İkilemi’ne yönelik çalışmalara sahip

Kirpi İkilemi Schopenhauer ile bütünleşmiş gibi görünse de psikanalizin kurucusu, psikolojinin en önemli isimlerinden Sigmund Freud’un da bu ikilemi 1900’lerde kaynak gösterdiği biliniyor. ABD’yi sevmemesine rağmen gitmek zorunda oluşunu: ‘’Bir yabanıl kirpiyi görmek ve bazı dersler vermek için ABD’ye gidiyorum.’’ sözleriyle ifade eden Freud da insan ilişkilerinin inşası ve süregelmesinde aynı metaforik noktalar üzerinden geçiyor ve Schopenhauer ile aynı görüşü paylaşıyor.

Bültenimize Katılın

Hemen ücretsiz üye olun ve yeni güncellemelerden haberdar olan ilk kişi olun.

Yorum Yap